Hong Kong
Dünya üzerindeki sayılı şehir devletlerinden biri diyebileceğimiz Hong Kong’tayız bu kez. Dünya üzerinde nüfus yoğunluğunun en yüksek olduğu bölgelerden biri olan Hong Kong’un statüsü de biraz karmaşık. Güney Çin Denizi kıyısındaki Hong Kong, 19. yüzyılda Çin ile İngiltere arasında gerçekleşen I.Afyon Savaşı sonrası İngiliz yönetimine geçmiş ve bölgeye 150 yıl boyunca İngilizler hükmetmiş. 1997 yılında “Bir Ülke, İki Sistem” ilkesiyle yapılan anlaşma ile Çin idaresine devrolan Hong Kong’un bu statüsü 50 yıl boyunca yani 2047 yılına kadar geçerli olacak. Buna göre savunma ve dış ilişkilerde Çin’e bağlı olan Hong Kong kendi içinde özerk bir yönetime sahip. Yani kendine ait para birimi, bayrağı ve hukuk sistemi bulunuyor.
Hong Kong’a ayak basar basmaz fark ettiğimiz ve bizi mutlu etmeyen iki şey şu oldu: şehri kaplayan devasa yükseklikteki binalar ve uzak doğu ülkelerinde görmeye alışık olduğumuzun aksine asık suratlı insanlar…
Dar bir alanda çok fazla nüfus (yaklaşık 7 milyon) bulunması, şehrin de dikey mimari ile yükselmesine sebep olmuş. İnsanlar aşırı yüksek (20-30 katlı) ama kutu gibi binalarda yaşıyor. Bu yüksek binaların altından neredeyse gökyüzü görünmüyor ve insanın içi kararıyor. Binaların görüntüsü açıkçası güven de vermiyor. (Ki ziyaretimizden kısa bir süre sonra bu binalardan birinde çıkan yangında onlarca kişi hayatını kaybetti…)
Hong Kongluların çok büyük kısmı Çinli. Çin’de hiç bulunmadım ama kültürlerinin diğer uzak doğu ülkelerinden (Japonya, Kore, Tayland vs.) farklı olduğunu tahmin edebiliyorum. Yine de insanların asık suratlı olması sadece kültürel farklılıktan kaynaklanmıyor zannımca. Çin’in özgürlükleri kısıtlayan baskıcı rejiminin de bunda rolü olduğunu düşünüyorum. Buna ek olarak Hong Kong’ta gezerken çok merkezi yerlerde kaldırımlarda oturmuş göçmen olduğunu düşündüğümüz çoğunluğu kadın ve çocuk birçok insan gördük. Bunlar da belki Çin’den kaçıp Hong Kong’a göç etmeye çalışan insanlardı, bilemiyorum…
Hong Kong’ta hayatı kolaylaştıran bir bilgi verelim: Şehirde gezerken alışveriş ederken, metro veya tramvaya bindiğinizde kullanabileceğiniz genel geçer bir kart olan Octopus Card’tan edinmekte fayda var. Havaalanında veya şehir merkezine geldiğinizde edinebileceğiniz bu karta en başta para yüklüyorsunuz ve her defasında bilet almak veya para bozdurmakla uğraşmıyorsunuz. Hong Kong’tan ayrılırken de kartı iade edip kartta kalan paranız varsa geri alabiliyorsunuz. Bu kart restorantlarda veya büyük mağazalarda geçmiyor ama kredi kartı da hemen hemen her yerde geçiyor, merak etmeyin.
İlk izlenimleri cebimize koyup gezmeye başlayalım…
Victoria Rıhtımı
İsmini tahmin edilebileceğiniz gibi İngiliz Kraliçesi Victoria’dan alan Victoria Rıhtımı Hong Kong’u gezmeye başlamak için en uygun yerlerden biri. Hong Kong’un tarihi olarak önemli bir ticaret merkezi olmasını sağlayan doğal limanının hemen yanındaki rıhtım, şehrin ikonik manzaralarının da görülebileceği bir yer. Asıl Hong Kong adası ve ana yerleşim noktası karşı taraf. Finans merkezinde yükselen devasa gödelenler New York – Manhattan’ı anımsatan bir görünüm sunuyor. Buraya gündüz ve akşam saatlerinde gelip farklı manzaraların tadını çıkarmakta fayda var. Hong Kong Adası’nın gökdelenlerinden yansıtılan ışıklarla gerçekleştirilen “symphony of lights” etkinliğine de akşam saatlerinde şahit olabilirsiniz.

Rıhtımda görülecekler arasında Hong Kong’un simge yapılarından biri olan Saat Kulesi de bulunuyor. Konumlandığı bölge itibarı ile Tsim Sha Tsui Saat Kulesi olarak da anılan yapı 44 metre yüksekliğinde. 1916 yılında yapımı tamamlanan kule orjinalinde Kowloon-Kanton Demiryolu üzerindeki eski Kowloon istasyonu üzerinde yer alıyormuş. Günümüzde bu istasyondan geriye de sadece bu kule kalmış…

Rıhtımda yürürken “Avenue of Stars“‘tan da geçeceksiniz. Hollywood “Yıldızlar Geçidi”nden esinlenerek yapılan rıhtımdaki bu yolda Hong Kong film endüstrisinin ünlü isimleri onurlandırılmış. Zarif bir kadının ellerinde yükselen küre heykeli “Hong Kong Film Ödülleri Heykeli” burada görülecekler arasında. Rıhtımda 100’den fazla oyuncu, senarist ve yapımcının ismine yer verilirken bazılarının el izleri rıhtımın demirlerine kazınmış. Açıkçası bu isimleri bilip tanıyabilmek bizim için mümkün olmadı, biri hariç 🙂 Ki bu özel insanın el izini almamışlar, heykelini dikmişler: Bruce Lee. Onu da zaten bütün dünya tanıyor…

Hong Kong Sanat Müzesi
Girişi rıhtımın hemen arkasında kalan Hong Kong Sanat Müzesi ziyaret etmeye değecek bir müze. Oldukça modern bir tasarıma ve teknolojik alt yapıya sahip olan müzeye giriş ücretsiz. Farklı katlarda Hong Kong’un ve tabii Çin’in kültür öğelerini içeren sanat eserlerini görmek mümkün. 1962 yılında açılan müze, Hong Kong’un ilk sanat müzesi ve bünyesinde yaklaşık 17000 civarında sanat eserini barındırıyor.

Uzak Doğu felsefesinin bilgeliği ve sadeliği ile bezenmiş tablolar, kalegrafiler, porselenler, estetik yelpazeler müzede bulabileceğiniz eserlerden bazıları. Özellikle porselenden yapılmış özel tasarım parfüm şişelerin olduğu kısım oldukça orjinaldi, görmeden geçmeyin. Müzenin alt katında yer alan kısım özellikle çocukların ilgisini çekebilecek galeriler içeriyor. Teknolojik ve futuristik sanat eserlerinin sergilendiği bu kısım da vakit ayırmayı kesinlikle hak ediyor.

Kowloon Park
Yüksek binalar ve gökdelenler arasında şehre nefes aldıran Kowloon Park, farklı temalardaki alanları ile ziyareti kesinlikle hak ediyor. Geçmişte Britanya ordusuna ait bir kışlayken 1970 yılında parka dönüştürülen bu alanda spor kompleksi, açık-kapalı yüzme havuzları, kuş bahçesi, flamingo göleti, heykel parkı gibi farklı kısımlar yer alıyor.

Kowloon Park’a ücret ödemeden girilebiliyor. Sarmaşıkvari dallarıyla yağan yağmurdan veya güneşin yakıcı ışınlarından koruyan ağaçlar, parkta keyifli ve dinlendirici bir gezi yapmaya olanak veriyor. Bölgenin farklı kuş türlerini görebileceğiniz bölümünü, güzel manzaraların tadına varabileceğiniz yöresel mimariye sahip pavilyonu ve heykellerin yer aldığı kısmı özellikle görmenizde fayda var. Parkın güney-doğu kapısında Hong Kong’un en büyük camisi ve İslam kompleksi olan Kowloon Camisi de yer alıyor.

Wong Tai Sin Tapınağı
Sırada Hong Kong şehir merkezindeki en çok ziyaretçi çeken ve etkileyici tapınaklardan biri olan Wong Tai Sin Tapınağı var. Yeri gelmişken belirtelim; Hong Kong ulaşımı çok kolaylaştıran güzel bir metro ağına sahip ve Kowloon’dan metro ile aynı ismi taşıyan tapınağa rahatlıkla ulaşılabiliyor.
18000 metre karelik alana yayılan tapınak, edilen duaların kabul edilmesiyle ünlüymüş. Herhalde en çok bu nedenle olacak tapınak oldukça kalabalık.

Çin mimarisinin güzel bir örneği olan tapınakta görülecek iki büyük salon bulunuyor: Büyük Salon ve Üç Aziz Salonu. Büyük Salon’a çıkan merdivenlerin bulunduğu avluda farklı hayvanların insan boyutundaki heykelleri oldukça ilginç. Muhtemelen buradaki her hayvan bir şeyi simgeliyor. Büyük Salon’un önünde yakılan tütsülerden göz gözü görmüyor, yayılan koku ve duman ortamı daha da ruhani bir hale sokuyor…

Uzak doğuda gördüğümüz hemen hemen her tapınakta olduğu gibi Wong Tai Sin Tapınağı’nın da oldukça güzel düzenlenmiş bir bahçesi bulunuyor. Göze hoş gölen mimariye sahip pavilyonlar içinde nilüferlerin yüzdüğü havuzlarla çevrelenmiş. Burada biraz vakit geçirmek göze hitap ettiği kadar ruha da iyi geliyor…
Temple Street Night Market & Ladies Market
Hong Kong’ta alışveriş, sokak lezzetleri ve eğlence için görülmeye değer iki ayrı sokak pazarı birbirine yakın konumda bulunuyor. Temple Street Night Market, adından da anlaşılabileceği üzere her gün öğleden sonra kuruluyor ve gece 11’e kadar açık oluyor.

Eski apartmanların arasına kurulmuş trafiğe kapalı bu sokakta bir kısım sokak lezzetleri satan küçük büfelere diğer kısım seyyar alışveriş dükkanlarına ayrılmış. Apartmanların alt katlarında da yer yer cafe, bar ve restorantlar yer alıyor. Kendine has havası olan bu sokağı görmekte fayda var.

Temple Street Night Market’in biraz yukarısında, yürüyerek yaklaşık 10-15 dakikalık mesafede yer alan Ladies Market, bizim büyük şehirlere görmeye alışık olduğumuz sosyete pazarı veya Ankara’daki eski Maltepe Pazarı kıvamında dükkanlar içeren bir yer. Hediyelik eşya, aksesuar, giyim-kuşam, poster, çeşitli elektronik eşya gibi bilimum çeşitlilikte ürün bulunabilen bu pazarın adının “ladies market” olduğuna bakmayın. Konu alışveriş olunca elbette kadınlara daha çok hitap ediyor ama erkekler için de belirli bir cazibesi var 🙂 Ladies Market de tıpkı Temple Street Night Market gibi haftanın her günü kuruluyor.


Eğer sokak lezzetleriyle aranız yoksa yada bir restorantta oturarak yemeyi tercih ediyorsanız Kowloon bölgesinde Tim Ho Wan‘ı tercih edebilirsiniz. Bir zincir restorant olan Tim Ho Wan’ın birçok şubesi bulunuyor. Biz K11 Art Mall içinde yer alan şubesine gittik, gayet de memnun kaldık. Bir restorantta daha önce hiç görmediğimiz bankaları andıran elektronik sıra bekleme sistemi mekanın fark yaratan uygulamalarından biriydi. Yemeğe gelince; mantının uzak doğu versiyonu dumplinglerin ve de yemek sonrası ikram edilen meyveli çayların tadı damağımızda kaldı…
Peak Tramvayı ve Peak Kulesi
Artık karşıya asıl Hong Kong adasına geçme zamanı. Bu tarafta ilk görülmesi gereken yer, adanın zirve noktası Victoria Peak’te yer alan Peak Kulesi. Kuleye çıkmak için en iyi yöntem şehrin finans merkezine yakın konumda tramvay istasyonundan kalkan tramvaya binmek. Burada biraz sıra beklense de bunun kabul edilebilir seviyede olduğu söylenebilir. Ayrıca sıranın size gelmesini beklerken küçük bir müze tadındaki ortamda “Peak Tramvayı“nın tarihçesini ve gelişimi hakkında bilgi edinebilirsiniz. 1888 yılında kullanıma açılan finiküler sistemi 1.4km’lik bir yolculukla 400 metrelik bir yüksekliğe tırmanmanızı sağlıyor.

Tramvay yukarı çıktıkça manzara güzelleşiyor. Eskiden birkaç durakla çıkılan zirveye doğru, artık sadece bir ara durak var. Sonrasında özgün bir mimariye sahip Peak Kulesi’ne ulaşılıyor. Bu kule aslında küçük çaplı bir alışveriş merkezi gibi. Mağazalar, kafe-restorantlar, oyun ve eğlence alanlarının bulunduğu kulenin terası da manzara izleme noktası. Tahmin edeceğeniz üzere bu terasa çıkmak ücretli.

Biz yağmurlu ve puslu bir havaya denk geldiğimiz için terastan manzaranın ancak küçük bir bölümünü izleyebildik. Yine de güzeldi. Hong Kong’un yüksek mimarili gökdelenleri ve doğasının güzelliği bir tezat oluştursa da en azından çok geniş ormanlık bir alanın olduğunu fark edebiliyorsunuz. Zirveden sadece Kowloon bölgesi ve Hong Kong Adası’nun kuzey tarafı değil, daha dar bir açıdan da olsa adanın güney kıyıları da görülebiliyor.

Cheung Kong Park & Finans Merkezi
Zirveden inince Peak Tram’ın ana istasyonundan aşağıya indiğinizde kendinizi Hong Kong’un finans merkezinde bulacaksınız. Finans merkezi bölgesinde kentin ikonik binalarından Çin Bankası Kulesi (Bank of China Tower), ICBC Kulesi, Cheung Kong Center gibi gökdelenler yan yana yükseliyor. Burada onlarca katlı binaların arasında küçük ama sempatik bir de park var: Cheung Kong Park. Yükselen binalar arasında bunalanlar için bir nebze de olsa nefes alma fırsatı sunuyor.

Bu bölge aynı zamanda kentin çok da uzun sayılmayacak tarihindeki bazı önemli yapılara da ev sahipliği yapıyor. İngiliz yönetimi zamanından kalma Vali Konağı (Government House) ve St. John’s Katedrali ziyaret edilebilir.
Man Mo Tapınağı
Hong Kong Adası’ndaki en önemli tapınaklardan biri belki de birincisi olan Man Mo Tapınağı, Hollywood Caddesi üzerinde yer alıyor. Aslında birbirine bitişik 3 ayrı tapınaktan oluşan komplekste Man Mo Tapınağı, Lit Shing Tapınağı ve Kung So Tapınağı yan yana sıralanıyor.

Taoist bir tapınak olan Man Mo, Çin halk edebiyat tanrısı Man Tai ve savaş tanrısı Mo Tai’ye adanmış. Şehirde birçok Man Mo tapınağı bulunurken bunlardan en önemlisi ve bilineni Hollywood Caddesi’nde yer alan bu tapınak.
Man Mo Tapınağı’na yakın konumdayken bir de mekan önerisinde bulunalım. Rezervasyonsuz kolay kolay yer bulamayacağınız füzyon mutfağı restorantı Little Bao, özellikle kendine has orjinal hamburgerleri ile kaçırmamanız gereken bir yer. Asya mutfağına özgü lezzetleri hamburger usülüyle sunan küçük ama şirin bu mekanda ilgi ve hizmet de üst düzeyde. Başka yerde deneyimleyebilir misiniz bilmiyorum ama tatlı olarak da hamburger dondurma var 🙂


Lan Kwai Fong
Sırada Hong Kong’un eğlence mekanları ile ünlü sokağı Lan Kwai Fong var. II.Dünya Savaşı’ndan önce seyyar satıcılara ayrılan bir sokak olan Lan Kwai Fong, 1980’lerden sonra bölgede açılan disko ve gece kulüpleri sayesinde kentin en önemli eğlence merkezine dönüşmüş. Özellikle yabancılara yönelik mekanların bulunduğu Lan Kwai Fong aslında “L” şeklinde bir sokak. Ve her iki ucu da D’Aguilar Caddesi’ne açılıyor. Önce Lan Kwai Fong’ta açılan mekanlar sonra D’Aguilar Caddesi’ne sonra da çevre sokak ve caddelere yayılmış. Gece eğlencelerinin meraklısıysanız bu bölge tam da size göre.

Lan Kwai Fong şehrin tarihinde kara bir yılbaşı gecesine de ev sahipliği yapmış. 1993’te yaklaşık 15000 kişinin yılbaşı kutlamaları için toplandığı sokakta izdiham oluşmuş ve bu izdihamda birçok kişi hayatını kaybetmiş. Bu olay sonrası kentte kalabalıklara yönelik sıkı bir kontrol uygulanıyor ki doğru bir uygulama gibi görünüyor…
Hong Kong’un Nostaljik Tramvayları
Hong Kong Adası’na gelir gelmez fark edeceğeniz şeylerden biri iki katlı tramvayları olacaktır. 1904’te İngilizlerin yönetimi döneminde devreye alınan tramvay sistemi, halen adadaki en cazip tercihlerden biri. Adanın kuzey sahil şeridine paralel çalışan tramvay hattı batıdan doğuya Kennedy Town’dan Shau Kei Wan’a uzanıyor. İçi gerçekten oldukça nostaljik olan bu tramvaylardan birine mutlaka binin, bir kez daha binmek isteyeceğinize eminim 🙂

Toplu taşımadan bahsetmişken Hong Kong’ta oldukça geniş bir metro ağı olduğunu belirtmek gerek. Havaalanından Kowloon’a, Hong Kong Adası’na ve aşağıda bahsi geçecek Lantau Adası’na uzanan metro hattı günlük yaşamı olduğu kadar gezmeyi de kolaylaştırıyor. Hong Kong Adası’nın güneyindeki Aberdeen yerleşimine de tramvayla olmasa bile metro ile gidilebiliyor. Zamanınız vc ilginiz varsa bu tarihi yerleşime de uğramayı düşünebilirsiniz.

Hong Kong’ta ulaşımda otobüs de tercih edilebilecek bir seçenek. Birçok yere otobüsle de gidebilirsiniz. Ama bir uyarı: otobüs şoförleri oldukça hızlı kullanıyor. Bize mi öyle denk geldi bilemiyorum ama Türkiye’de bile daha güvende hissedebilirsiniz…
Lantau Adası – Tian Tan Buddha
Hong Kong Havaalanı’nın da yer aldığı Lantau Adası, Hong Kong’un şehir merkezinden biraz uzakta tarihi ve doğal güzelliklerin yer aldığı bir ada aynı zamanda. Yukarıda da belirtildiği üzere metro ile rahatlıkla ulaşılan adada Hong Kong’un en ünlü dini mabedi Tian Tan Buddha da bulunuyor. Mabet konum olarak Ngong Ping köyünün sınırında yer alıyor ve adanın merkezinden uzakta, dağlık bir noktada. Neyse ki ulaşım için teleferik sistemi mevcut ki, bu durum mabede olan yolculuğu daha da eşsiz kılıyor.

Teleferik platformdan yükselirken Hong Kong Havaalanı, adanın yeşil ormanları, hava yeterince açıksa Çin’in özel ekonomik bölge şehirlerinden Shenzhen’in gökdelenleri ve son olarak da Tian Tan Buddha’nın devasa heykeli tüm büyüsüyle karşınıza çıkıyor. Teleferik yolculuğunun etkileyici olduğu kadar, tüm güvenliğine rağmen, biraz adrenalin yüklediğini de belirtmeden geçmeyelim.
Teleferik yolculuğu Ngong Ping köyünde son buluyor. Bu kısımda birçok kafe-restorantın yanı sıra hediyelik eşya dükkanı ve çeşitli mağaza bulunuyor. İlerleyince tapınak bölgesine ulaşıyorsunuz. Bir kapıdan geçip sağlı sollu savaşçı heykellerinin bulunduğu avluya çıkılıyor ve daha sonra devasa heykelin bulunduğu basamaklar karşınıza çıkıyor.

34 metrelik heykele ulaşmak için 268 basamağı çıkmak gerekiyor ki bunu dert etmemek lazım bu kadar geldik oraya çıkacağız 🙂 1993 yılında tamamlanan heykel, Çin topraklarındaki en büyük 5 Buda heykelinden biri. Heykelin alt kısmındaki balkonda bulunan 6 heykel, budizm inancına göre yaşamda aydınlanma için gerekli “Altı Mükemmelliği” temsil ediyor: cömertlik, ahlak, sabır, gayret, meditasyon ve bilgelik…

En üste çıkıp devasa heykeli yakından görmek apayrı bir deneyim. Heykel üzerindeki detaylar; el ve parmakların duruşu, yüz hatları, giysi kıvrımları en az boyutu kadar etkileyici. Tian Tan Buddha’nın yeri ayrı olsa da yukarıda seyrine doyum olmayan manzaranın da hakkını teslim etmek gerek…

Buda heykelinden sonra Po Lin Manastırı‘na da mutlaka uğramalı. 1906 yılından bu yana faaliyet gösteren manastırda enfes mimariye sahip olan Ana Tapınak ve Bodhisattva Skanda Salonları ile Buda’nın geçmiş, bugün ve gelecek hayatını temsil eden 3 heykel görülecekler arasında.

Doğada yürüyüşü seviyorsanız Lantau Adası’nda Wisdom Path (Bilgelik Yolu) tam size göre bir deneyim. Manastıra 15 dakikalık bir yürüyüş mesafesinde yer alan parkur, adanın güzel doğası içinde felsefe ve sanatın bir birleşimi. Wisdom Path’te Kalp Sutrası olarak bilinen öğretinin kaligrafilerinin yer aldığı 38 ahşap sütun yer alıyor. Sütunların boyu 8 ila 10 metre arasında değişirken genişliği 1 metre. Devasa sütunların oluşturduğu görüntü gerçekten görülmeye değer, parkur adını sonuna kadar hak ediyor…
Hong Kong Disneyland
Lantau Adası’nda dünya üzerindeki 6 adet Disneyland’dan biri olan Hong Kong Disneyland da bulunuyor. Çocuklar için her zaman büyüleyici bir atmosfere sahip bu eğlence parkını rotanıza eklemeyi düşünebilirsiniz, tabii bütün günü bunu ayıracak bir zamanınız varsa.
Disneyland parklarının tamamında olduğu gibi sabah erkenden açılış saatinde orada olmak gerek. Sonrasında aşağıdaki 6 deneyim arasında seçim yaparak ilerleyebilirsiniz: Ant-Man and the Wasp: Nano Battle, Big Grizzly Mountain Runaway Mine Cars, Hyperspace Mountain, Iron Man Experience, Mickey’s PhilharMagic ve Mystic Manor. Özellikle Mystic Manor’a özel bir parantez açalım; bu oyuncak Hong Kong Disneyland’a özgü ve sıradan bir korku evi değil. Sihirli bir müzik kutusunun açılmasıyla canlanan eserlerin olduğu bir malikanede çok özel görsel efektlerle dolu bir yolculuğa çıkılıyor.
Hong Kong Disneyland’dan son bir not: biz Osaka Universial Studios’da yaşadığımız deneyim sonrası korktuk ve sıraya girmeden öncelikli olarak ilerlemenizi sağlayan all day pass biletler aldık. Ancak uzun sıraların oluşmadığını ve dolayısıyla buna çok da gerek olmadığını gördük (belki de en yoğun dönemine denk gelmedik bilemiyorum), yine de tercih sizin…
Hong Kong’tan ayrılırken yaşadığımız deneyimin kısa özeti: Yemekler ve mutfak deneyimini çok beğensek de genel olarak beklentimizin altında kaldı. Güvenlik, yaşam standardı, ulaşım gibi konularda tabii ki sıkıntı yaşamadık ama iç bunaltan dikey betonlaşma, yüzü gülmeyen insanlar, belki biraz da kapalı hava ve yağmura maruz kalmak etkilemiş bu hissiyatta rol oynamış olabilir.
Gezi Tarihi: 2025 Ağustos



























































































Son yorumlar