Kuzeyin İncisi Sinop’ta Hızlı ve Huzurlu Bir Gezi

Sinop görmeyi en çok istediğimiz şehirlerden biriydi. Yaz mevsiminin ortasında bir haftasonu fırsatı yaratıp planımızı yaptık. Fakat öyle bir dönem seçmişiz ki oteller hep dolu rezervasyon yaptırmanın imkanı yok, riske girip herhalde yolda hallederiz dedik ve koyulduk yola… (Zor da olsa yolun yarısında bir yer ayarladık sonunda…)

Liman – Sinop Kalesi

Sabah çok erken yola çıkıp öğlen saatlerinde vardık Sinop’a. Sinop kent merkezi bir yarım ada üzerine kurulu ve merkeze giriş-çıkış tek bir yoldan. Böyle olunca girişte darboğaz olan bu kısımda trafiğe yakalandık. Üzerine bir de park yeri bulmakta zorlanınca seyahatin sonu biraz meşakatli oldu. Bu yorucu kısımları atlatınca gezmeye hazırdık artık, ve liman kısmından başladık gezimize. 

Limanda iskele boyunca yaptığımız yürüyüş sonrası bir balık lokantasında yemeğimizi yedik. Sinop şehrinin o şirin ve kendine has havasını solumak için en uygun yerlerden biri bu liman ve çevresi. Limandaki yürüyüşümüze tarihi Sinop Kalesi’ni gezerek devam ettik. Kalenin içinden devam edip ünlü Sinop Cezaevi’ne ulaştık.

Sinop Cezaevi

Sinop Cezaevi’nin bulunduğu alan ve binaların tarihçesi oldukça eskiye dayanıyor. Osmanlı döneminde Karadeniz’in en büyük tersanesi konumunda bulunan iç kaledeki bu alanın kurulumu Sinop’u fetheden Selçuklular tarafından 1214 yılında yapılmış. Cezaevine giderken tersaneye ait kalıntıları görmek mümkün. 1887 yılından itibaren cezaevine çevrilen iç kale 11 adet burçla desteklenmiş.

Giriş kısmından mahkumların ve hücrelerin olduğu kısıma yukarıdan bir bakış attıktan sonra gezmeye başladık. Açıkçası görülmesi gereken bu cezaevi müzesi, insanın için karartmıyor değil. Gezerken bu cezaevinde birçok tanınmış kişinin yatmış olduğunu göreceksiniz. Sabahattin Ali’nin yerinin de ayrı olduğunu…

Sinop Cezaevi Girişi
Sinop Cezaevi – Sabahattin Ali hatırası…
Cezavinden bir oda
Sinop Cezaevi – Avlu

Akliman – Hamsilos Koyu

Sinop Cezaevi’ni gezdikten sonra arabamızı alarak şehir merkezinin yakınında kalan güzellikleri keşfetmek için çıktık yola. Önce merkeze 9km uzaklıkta bulunan ve plajının kalabalığı Türkiye’nin güney sahillerindekileri aratmayan Akliman’a geldik. Burada fazla durmadan Hamsilos Koyu’na doğru ilerledik.

Hamsilos Koyu’na vardığımızda ise tek kelimeyle büyülendik… Denizin kıyı içine girerek ormanlarla beraber oluşturduğu mükemmel manzara anlatılmaz yaşanır… Teknelerle denizden de gezilebilen Hamsilos Koyu, koruma altında, ne tesis ne de plaj var (iyi ki de öyle). Türkiye’nin tek fiyordu olarak adlandırılan bu koy bilimsel olarak öyle mi değil mi bilemiyorum. Bildiğim bir şey varsa o da yaşarken en az 1 kez görülmesi gereken bir yer olduğu:)

İnceburun

Hamsilos’taki manzaranın sarhoşluğu içerisindeyken sonraki rotamıza doğru ilerledik: İnceburun. Sinop merkeze yaklaşık 20km mesafede olsa da yol dar ve virajlı olduğu için o kadar kısa sürmüyor. İyi haberse doğanın, yeşilin içinden geçerek yapacağınız bu yolculukta sıkılmanız mümkün değil…

İşte Türkiye ve Anadolu’nun en kuzeyindeki noktasındayız. Böylelikle en batı nokta olan Babakale’den sonra bir uç noktayı daha görmüş oluyoruz 🙂 (Babakale için detaylar: https://ozaninseyirdefteri.com/2020/05/17/kuzey-egenin-guzellikleri-troya-babakale-assos-behramkale/ )

1863’te inşa edilmiş İnceburun’daki deniz fenerinde uzun yıllardır bir aile yaşıyormuş ki biz de gördük. Fenerin çevresindeki mısır tarlaları, yeşillik ve elbette ki deniz manzarası huzur dolu bir atmosfer yaratıyor. (Bölgeye kurulması planlanan nükleer santralin buradaki tüm bu güzellikler ve yöre insanı için çok büyük bir tehdit olduğunu düşünüyorum, umarım bu hatadan dönülür.)

Günbatımını İnceburun’da izlemenin keyfini yaşadıktan sonra merkeze doğru dünüş yoluna koyulduk.

İnceburun – Denizfeneri

Akşamı yine Sinop merkezinde, iskele kısmında geçirdik. Önce balık ekmek keyfi yaptık sonra bizi bir Anadolu kasabasında hissetterecek kadar huzurlu bir çay bahçesinde oturduk. Tekrar deniz havası aldık ve günün tüm yorgunluğunu attık…

Erfelek – Tatlıca Şelaleleri

Ertesi sabah kahvaltı sonrası Erfelek Tatlıca Şelaleleri’ne doğru yola çıktık. Yol çok iyi değildi, belirli yerlerde yapım çalışmaları da vardı. Baraj gölünün yanından ve kısmen patika yollardan da geçerek Erfelek’e ulaştık.

Burası gerçekten bir doğa harikası. 28 adet merdiven şeklinde şelaleden oluşan Tatlıca Şelaleri’inde, biz tahta merdivenlerin bitimindeki şelaleye kadar (sanırım 8. veya 9.şelaleydi) çıkabildik. Bu noktada yöre halkı tarafından işletilen şirin mi şirin Değirmen Cafe’de çaylarımızı içip sohbet ettik. (Daha fazla şelale yazısı ve detaylar için: https://ozaninseyirdefteri.com/2020/05/18/anadoludan-3-nefis-doga-yuruyusu-selale-gezisi/)

Dönüş yolunda baraj gölünü yukarıdan gören “Cemile Bacı”da gözleme-ayran keyfi yaptık, tekrar soluklandık. Sonrası Ankara’ya doğru dönüş yolu…

Sinop için son cümle; Türkiye’de gördüğüm en yaşanılası kentlerden biri, belki de birincisi…

Gezi Tarihi: Temmuz 2015

Kitap Tavsiyesi: Kuyucaklı Yusuf – Sabahattin Ali

You may also like...

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir