Seul
Ağustos ayına planladığımız Uzak Doğu seyatimizin ilk durağı için Güney Kore’nin başkenti Seul’deyiz. Aslında Seul’u ziyaret etmek için yaz ayları ideal seçenek değil. Ki biz bunu yaşayarak öğrendik; Güney Kore’de yaz ayları “Jangma” adı verilen muson yağmurlarının mevsimi. Belki ıslandık ama bu durum yine de Seul’u hakkını vererek gezmemize ve de sevmemize engel olamadı 🙂
Hemen vize ile ilgili önemli bir bilgi ile başlayalım. Vizesiz gidişin mümkün olduğu düşünülen Güney Kore’ye son dönemde gelen yeni bir uygulama ile beraber online vize alınması gerekiyor. Uçuşunuzdan en az 3 gün önce bu linkten bilgilerinizi girerek başvuru yapmanız bekleniyor. Biz başvurduktan birkaç saat sonra onay aldık ancak yoğun bir döneme denk gelirseniz onayın gelmesi 3 günü bulabiliyormuş. E-posta yoluyla gelen onay kodunu check-in yaparken de girmeniz bekleniyor. Dolayısıyla bu onay olmadan Güney Kore’ye uçamıyorsunuz, işinizi şansa bırakmayın.
Uzak Doğu’da (özellikle Kore ve Japonya’da) olmak güler yüzlü, misafirperverler insanlarla karşılaşmak demek 🙂 Bu ister istemez gezinin çok pozitif duygularla başlaması için yeterli. Kaldı ki Güney Kore ile aramızda Kore Savaşı nedeniyle oluşan bağlar var ve Koreliler biz Türkleri kardeş gibi görüyorlar. Bunun farkını henüz havaalanında anlıyoruz, Türk olduğumuzu anlayınca bizimle Türkçe iletişim kurdular. Kısacası daha baştan kendimizi evimizde hissettik…
Seul’da iki havaalanı var. Daha uzak uçuşların gerçekleştiği Incheon Havaalanı hem daha büyük, hem de şehre daha uzak. (Aslında Incheon, Seul’den ayrı bir şehir.) Incheon Havaalanı’ndan Seul’a gitmek için en iyi yöntem otobüse binmek. Havaalanının çıkışında ayrı lokasyonlara hareket etmek için dizilmiş otobüslerden hangisine binmeniz gerektiğini bilet alacağınız görevliye danışırsanız, hemen yardımcı oluyor. Otobüsler de oldukça konforlu; dijital ekranlar, rahat koltuklar ve çok kaliteli kemerleri var. Şoför yola çıkmadan kemerleri takmanız için uyarıyor ve herkesi kontrol ediyor. Ayrıca otobüse binerken ve otobüsten inerken bagajları taşımanıza yardım ediyor.
Birçok Avrupa şehrinde olduğu gibi Seul’de de harcamaları sırf kredi kartıyla yapmak mümkün. Sadece bir istisna var ki onun için Güney Kore wonuna ihtiyaç duyacaksınız. Şehri gezerken birçok kez metroya veya otobüse binme durumu olacak ve bilet makineleri kredi kartı kabul etmiyor.
Son olarak teknoloji vurgusu yapmadan geçmeyelim. Seul’de teknolojinin günlük hayata çok güzel entegre edildiğine şahit olduk. Japonya’nın bu yönüyle öne çıkmasını bekleriz ve şaşırmayız belki. Ancak Seul’de gezerken Güney Kore’nin bazı noktalarda Japonya’nın bile önünde olduğunu düşündük. Dijital ekranlar & makineler, metro veya müzelerde karşılaştığımız robotlar, garsonsuz self-servis kafeler karşılaştığımız bazı örnekler oldu. Buna ek olarak hemen hemen her yerde (metro, trenler, müzeler vb.) ücretsiz wi-fi’den yararlandık ki bu bizi ayrıca mest etti 🙂
Gwanghwamun Meydanı
Seul’un tarihi meydanı Gwanghwamun, yüzyıllar boyunca devlet yönetim binalarına ev sahipliği yapmış. Günümüzde de birçok devlet binası burada bulunuyor. Bir dönem 16 şeritli bir yol olarak da kullanılan meydan, 2009’da daha sonra 2020-2022 arasında yeniden yapılandırılmış ve günümüzdeki halini almış. Şu an meydanın yanında 6 şeritli bir yol bulunuyor ve meydan çok büyük ölçüde yayalara ayrılmış durumda.

Meydanda iki önemli anıt bulunuyor. Bunlardan ilki Joseon Kralı Büyük Sejong’a ait 6 metre yüksekliğinde ve 20 ton ağırlığındaki bronz heykel, 2009 yılında meydana yerleştirilmiş. Bu heykelin 250 metre ilerisinde Amiral Yi Sun-shin heykeli ve arkasında yer alan fıskiyeler, amiralin 1592-1598 yılları arasında Japonların Kore’yi işgali sırasında Japonlara karşı yapılan savaşlarda gösterdiği başarılara adanmış.
Gyeongbokgung Sarayı
Meydanın biraz yukarısında Seul’un en önemli tarihi simgesi sayılan Gyeongbokgung Sarayı bulunuyor. Buraya geldiğinizde göreceksiniz ki sadece Koreliler değil birçok turist de Kore’nin “hanbok” denen geleneksel kıyafetlerini giymiş. Bu kıyafetler bizdeki kına gecelerinde giyilen yöresel kıyafetleri biraz andırıyor. Bu kadar çok insanın geleneksel kıyafetleri giymesinin nedenini çok geçmeden anlıyoruz: eğer saraya geleneksel kıyafetlerle gelirseniz ücretsiz girebiliyorsunuz. Açıkçası saraya giriş ücreti oldukça uygun, bunun için kıyafet giymeye gerek yok. Ama hatıra olsun ve buranın atmosferini daha da bir havaya girerek yaşayalım derseniz o ayrı. Kıyafetleri bulmanız da hiç zor değil, kentte birçok noktada bu kıyafetleri günlük yada saatlik kiralayan yerler var.

Seul, Joseon Hanedanı tarafından 1394 yılında ülkenin başkenti ilan edilmiş. Saray da 1395 yılında inşa edilmiş. Gyeongbokgung, hanedanın inşa ettirdiği 5 büyük saraydan ilki ve en büyüğü. Özellikle 15.yüzyılda hükümdar Büyük Sejong döneminde altın dönemini yaşayan saray, aynı zamanda Kore alfabesi “Hangul”ün geliştirilmesine ev sahipliği yapmış. 16.yüzyılda Japon işgali sonrası hasar gören saray 19.yüzyıl sonlarında yeniden restore edilse de, 1910-1945 yılları arasındaki son Japon işgali sonrası sistematik şekilde yıkıma uğramış. Neyse ki 1990-2010 yıllarındaki büyük restorasyonla saray eski haline döndürülebilmiş. Japonların günümüzdeki barışçıl kimliklerinin aksine, geçmişteki yayılmacı ve saldırgan politikalarının en çok hissedildiği yerlerden biri maalesef Güney Kore ve Seul…

Gyeongbokgung Sarayı en ihtişamlı döneminde 7700 civarı odaya ve 500’den fazla yapıya sahipmiş. Son Japon işgalinde bu yapıların %90’ı tahrip edilse de en önemlileri günümüzde yaşamaya devam ediyor. Bunlardan sarayın ana salonu olan Geunjeongjeon, UNESCO dünya mirası geçici (şimdilik) listede yer alıyor. Kralların taç giyme törenleri, önemli fermanların okunması ve belli başlı önemli diğer törenler burada gerçekleşirmiş.Yapay bir gölet üzerinde yükselen Gyeonghoeru ise önemli ziyaretçilere verilen ziyafetler için kullanılırmış. Bu pavilyon da Geunjeongjeon gibi dünya miras listesinde yer alıyor.

Sarayın ana kapısı olan güneydeki Gwanghwamun, onun hemen kuzeyindeki iç kapı Heungnyemun, üçlü kapı sisteminin sonuncu kapısı Geunjeongmun, ana avluya girişi sağlayan tarihi köprü Yeongjegyo, saray kompleksinin kuzeyindeki bir gölet üzerindeki zarif köşk Hyangwonjeong Gyeongbokgung Sarayı’nın içindeki görülmesi gereken diğer önemli yapılar. Sarayın odalarından örnekleri de gezerken birçok noktada görebiliyorsunuz.

Saray kompleksi içinde iki tane de önemli müze bulunuyor. Bunlardan ilki güneydeki ana girişin hemen batısındaki Kore Ulusal Saray Müzesi, 3 katlı bir yapı. Bu müzede hanedan ailesine ait eşya ve eserler yer alıyor. Sarayın kuzey doğu ucunda yer alan Kore Ulusal Halk Müzesi dışarıdan oldukça ihtişamlı görünüyor. Müzede adından da anlaşılabileceği gibi Kore halkının yaşam ritüelleri, gelenekleri ve tarihine ait materyal ve eserler bulunuyor. 3 ana kısımdan oluşan müzede yaklaşık 100.000 eser bulunuyor.

Müzenin dış kısmındaki bahçede “Anılar sokağı – street of memories” görülebilir. Bu kısımda Kore tarihinin geleneklerini yansıtan heykeller, eserler ile beraber geleneksel Kore yemekleri yiyebileceğiniz büfeler bulunuyor. Belirtmeden geçmeyelim saray kompleksinde çok iyi düzenlenmiş bahçeler de yer alıyor. Bu bahçelerde 100’den fazla türde 10.000 civarı ağaç var.

Kore Ulusal Halk Müzesi tarafındaki kapıdan çıktığımızda, saray duvarlarının hemen yanında bir de sürprizle karşılaştık. Küçük çocukların bir ağaç kütüğüne yaslanarak uzun eşek oynağını gösteren şirin heykel çok hoşumuza gitti. Açıkçası Türkiye dışında bir ülkede bu oyunun bilinmesi ve oynanması bizi oldukça şaşırttı. İşte size Seul’da kendinizi evinizde hissetmek için bir neden daha 🙂
Bukchon Hanok Village
Saraydan çıkınca 10-15 dakikalık yürüme mesafesinde olan Bukchon Hanok Village ile geziye devam edilebilir. Geleneksel Kore evi anlamına gelen “hanok”ların bulunduğu bu mahalle, konum itibarı ile biraz yüksekte kalıyor. Dar sokaklarda sıralanan ahşap geleneksel evler tarihi bir doku sunarken, kente ait güzel manzaralar da oluşuyor.

Burası çok fazla turist çeken bir bölge, lakin evlerde yaşam da devam ediyor. Bu nedenle saat 17:00’den sonra sokak turistlere kapanıyor ve burada yaşayanların rahatsız edilmesi istenmiyor. Gezi planını buna dikkat ederek yapmakta fayda var. Mahallenin en tepesinde yer alan Arari, Kore mutfağına özel dondurma ve tatlılar yiyebileceğiniz güzel bir mekan, deneyebilirsiniz.

Bir mekan önerisi de Buckhon’dan aşağı inince ulaşacağınız Anguk’tan verelim. Cafe Onion, gerek ürünleri gerek ortamı ile keyifle vakit geçirilecek bir mekan. Onion’da Kore’ye özgü çaylardan veya kahve çeşitlerinden yudumlarken tatlı-pasta çeşitlerinin tadına bakabilirsiniz. Ayrıca Kore’ye özgü minderlerde rahat rahat oturarak Kore’nin mekan ritüellerini deneyimleyebilirsiniz.

Changdeokgung
Joseon Hanedanı’nın Seul’de yaptırdığı ikinci büyük saray olan Changdeokgung da sıra. Vakit olarak (benzer şeyleri görmekten bıkkınlık yaşamamak adına da :)) Gyeongbokgung Sarayı ile aynı gün gezmenin çok mümkün olmadığı bu sarayı başka bir güne bırakmak daha uygun olabilir. Biz bu iki sarayı farklı günlerde gezdik, ama tercih sizin.

Changdeokgung Sarayı 1405 yılında inşa edilmiş. Tıpkı Gyeongbokgung gibi Japon istilalarının yaşandığı dönemde tahrip olsa da Kore’nin bağımsızlığını kazanması sonrası restorasyonlarla eski günlerdeki güzelliğine tekrar kavuşturulmuş. Hemen bitişiğinde yer alan Changgyeonggung Sarayı ile beraber “Doğu Sarayı” olarak anılan Changdeokgung, 1997’den bu yana UNESCO Dünya Miras Listesi’nde yer alıyor.

Changdeokgung Sarayı’nda da önemli yapılar mevcut. Sarayın ana güney kapısı olan Donhwamun, 1414 yılında inşa edilmiş ve Seul’daki tüm kapılardan günümüze dek ulaşan en eski kapı. Sarayın en görkemli yapısı Injeongjeon, tahta çıkma gibi önemli törenlere ev sahipliği yapan taht salonu olarak anılıyor. Injeongjeon’un iç tasarımı ve mimarisi de dışı kadar etkileyici.

Changdeokgung, etrafını saran küçük bir ormanın içinde yer alıyor. Sarayı gezerken yağmura rağmen her yeri saran cırcır böceklerinin sesine hayret ettik. Türkiye’de hiç şahit olmadığımız bu duruma daha sonra farklı yerlerde de rastlayınca normalleştirdik. Kore’nin cırcır böcekleri de bir başka 🙂
Ikseon-dong Hanok Village
Sırada Seul’un giderek popüler olan mahallelerinden biri olan Ikseon-dong Hanok Village var. Şehrin merkezi semtlerinden birinde yer alan bu mahalle şirin ve özgün kafeleri, butik barları, bol alışveriş seçeneğiyle öne çıkıyor. Geleneksel Kore mimarisine sahip “hanok”ların dizildiği dar sokaklarda dolaşmak çok çok keyifli. Bukchon’dan farkı buranın çok daha canlı ve kalabalık olması.

Insadong Kültür Sokağı
Ikseon-dong’tan sonra hemen yakınlardaki Insadong Kültür Sokağı‘na geçebilirsiniz. Şehrin en popüler sokaklarından biri olan Insadong’ta ne ararsanız bulabilirsiniz. Kafeler, barlar, restorantlar, hediyelik eşya dükkanları, marketler, mağazaların yanı sıra Kore kültürünü daha detaylı tanımak isterseniz butik müzeler de bu sokakta mevcut. Ki kültür sokağı adı da buradan geliyor. Örnek vermek gerekirse Kimchikan Müzesi‘nde Kore mutfağı hakkında detaylı bilgiler alabilir, Ground Seul veya GalleryMEME‘de Kore görsel sanatına ait eserleri görebilirsiniz.

Insadong’ta karikatür şeklinde portre resmi yapılan birçok dükkan da göreceksiniz. Ama bu aktiviteyi Paris Ressamlar Tepesi veya farklı Avrupa şehirlerindeki gibi düşünmeyin. Gerçekten çok hızlı bir şekilde karikatür portrenizi gayet de başarılı bir şekilde yapıyorlar. Misafirperver Korelilerle güzel de bir sohbet ortamı oluşuyor. Aklınızda unutmayacağınız bir hatıra olarak yer edecek bu aktiviteyi mutlaka yaptırın derim. Bir de bu sokakta (sanırım şehirde farklı noktalarda da şubeleri var) çok orjinal bir hediyelik eşya dükkanı var. Wappen House‘da kendi isteğinize göre çanta tasarlattırabiliyor ve 10-15 dakika içinde üzerine baskı yaptırtarak ürünü alabiliyorsunuz. Tasarım malzemesi seçmesi de yaptırması da oldukça keyifli, önerilir.

Jogyesa Tapınağı
Kültür Sokağı’nın hemen yakınlarında şehrin en güzel ve önemli tapınaklarından biri yer alıyor: Jogyesa Tapınağı. 1395 yılında “Gakhwangsa Tapınağı” olarak kurulan tapınak daha sonra Jogyesa adını almış. Kore budizminin baş tapınağı olan Jogyesa’da ana salon içindeki buda heykelleri ile ana salonun kapı ve pencerelerindeki desenler görülmeye değer.

Tapınağın girişinde büyük çiçekler, rengarenk fenerler ve bir de gong bulunuyor. Gongu çalıp dilek tutabiliyorsunuz. Jogyesa’nın bahçesinde görmemenizin imkansız olduğu 500 yıllık iki de ağaç bulunuyor. Tapınağın ruhani havasına çok yakışan bu iki ağaçtan biri Beyaz Çam ve diğeri Çinli Bilgin ağacı. Çinli Bilgin ağacı 26 metrelik yüksekliğiyle öne çıkıyor.
Cheonggyecheon
2005 yılında açılan özgün bir park olan Cheonggyecheon, günün her saati belirli bir kalabalığa ev sahipliği yapıyor. Burası doğal bir kaynak suyunun gökdelenler arasında ilerleyen bir parka çevrildiği modern bir vadi aslında. Cheonggyecheon, Seul Finans Merkezi ve Hyundai binalarını da çevresinde barındıran Cheonggye Meydanı‘ndan başlıyor ve yaklaşık 11 km boyunca doğuya uzanıyor.

Gündüz de farklı bir deneyim sunuyordur elbette ama Cheonggyecheon’a akşam saatlerinde uğramak kesinlikle çok keyifli. Bir yandan sokak müzisyenlerinin çaldığı şarkıları dinleyip bir yandan gökdelenler arasında akan suda ayaklarınızı dinlendirebiliyorsunuz.
Namdaemun Market
Kentin en eski geleneksel pazarı olan Namdaemun Market‘in geçmişi 1414 yılına kadar gidiyor. 1964 yılında günümüzdeki halini alan pazar Seul’de türünün en büyüğü konumunda. Pazarda özellikle Kore’ye özgü kıyafetler, aksesuarlar ve takıların satıldığı dükkanlar var. Yine Kore mutfağına özgü sokak lezzetleri de Namdaemun’da bulunabilir.

Özellikle kahvaltı veya öğlen yemeği için markette yer alan Superdog denenebilir. Bu mekanın uzmanlığı Amerika’da popüler olan bizim sosisli dediğimiz “hot dog”un Kore mutfağına uyarlanmış hali. Özellikle deniz ürünleri ile yapılan versiyon oldukça orjinal, başka yerde bulamayabilirsiniz. İşletmenin sahibi tek başına çalışıyor ve gayet konuksever.

Namdaemun Market’in hemen batısında, kentin önemli tarihi simgelerinden biri olan Sungnyemun Kapısı bulunuyor. Yine pagoda stilinde bir mimariye sahip bu kapının geçmişi 1398 yılına kadar uzanıyor. Joseon Hanedanı döneminde şehri sınırlayan surların üzerinde yer alan kapı gökdelenler arasında geçmişe açılan bir kapı gibi…
Myeongdong
Namdaemun Market’in batısında yer alan Myeongdong şehrin en popüler merkez semtlerinden bir diğeri. Burada çok katlı alışveriş merkezleri, plazalar, pahalı markalara ait mağazalar yan yana dizilmiş. Şehrin en çok ziyaret edilen yerlerinden biri olan Myeongdong Alışveriş Sokağı (Shopping Street) alışverişi sevenler için kaçırılmayacak bir yer. Seul özellikle cilt bakım ürünleri için tam bir cennet. Bu sokakta da bu tür ürünleri satan çokça mağaza var, meraklılarına duyurulur 🙂

Alışveriş Sokağı’nın bitiminde Güney Koreli Katoliklerin merkez katedrali olan Myeongdong Katedrali yükseliyor. Güney Kore’de şaşırtıcı olsa da Hristiyanlık en yaygın din konumunda (Protestanlık başı çekiyor). 1898 yılında açılan katedral, 23 metrelik ana binası ve 45 metreyi bulan Çan Kulesi ile sade ama etkileyici bir güzelliğe sahip.
Myeongdong’dan da yemek yenilebilecek iki ayrı mekan önerisi sunalım. İlk mekanımız Ssada Gimbab özellikle Kore mutfağına özgü lezzetleri denemek için ideal bir yer. Deniz yosununa sarılmuş pirinç rulolarının adı olan gimbapların farklı çeşitlerini burada tadabilirsiniz. Gimbap dışında da birçok farklı Kore yemeğini burada bulabilirsiniz.

İkinci önerimiz ise ocakbaşında et ziyafeti seven biz Türklere fazlasıyla hitap eden bir yer: Wangbijib Myeongdong Central 🙂 Kore’de oldukça popüler olduğunu öğrendiğimiz bu tür restorantlarda eti hemen önümüzdeki mangalda pişiriyorlar. Aynı bizdeki kebapçılardaki gibi etin yanında birçok meze de servis ediliyor. Etin çeşidini ve miktarını seçebiliyorsunuz. Daha ne olsun, afiyetler olsun 🙂 Yalnız mekan oldukça popüler ve önünde sıralar oluşabiliyor. Önden rezervasyon yapmak uygun olacaktır. Bu arada Wanbijib’in bulunduğu sokak Myeongdong Night Market yemek ve eğlence mekanlarıyla dolu capcanlı bir sokak, biraz vakit ayrılmayı kesinlikle hak ediyor.
Jongmyo
Sırada şehirdeki tarihi alanlardan bir diğeri olan Jongmyo var. Jongmyo yine Joseon Hanedanı döneminde ölen kral ve kraliçelerin anılmasını sağlamak için yaptırılmış bir Konfüçyüs tapınağı. 1394 yılında yaptırılan tapınak, 1995 yılından bu yana UNESCO Dünya Miras Listesi’nde yer alıyor. Tapınakta 14.yüzyılda başlatılan ayin geleneği aynı şekilde sürdürülüyor.

Girişten güzel bir ormanın içinden tapınakların olduğu bölüme yürünüyor. Yürüyüş yolunun ortasında taşlardan yapılmış ayrı bir yol var gibi görünüyor ama aslında bu bir yol değil. Bu kısım kral ve kraliçelerin ruhlarına ayrılmış ve buraya çıkılmaması bekleniyor. Ruhlara ayrılan yol girişten başlayıp en yukarıdaki Yeongnyeongjeon’a kadar gidiyor. Jongmyo’da sırasıyla Hyangdaecheong, Jeongjeon ve Yeongnyeongjeon tapınakları görülebilir. Özellikle Jeongjeon ve Yeongnyeongjeon çok büyük avluya sahip iki büyük tapınak.

Kore Ulusal Müzesi
Şimdiki rotamız Kore Ulusal Müzesi. Oldukça kapsamlı bir bir müze olan Kore Ulusal Müzesi ülkenin tarihi, sanatı ve arkeolojik mirasına yönelik binlerce eser barındırıyor. 1945 yılında kurulan müze, 2005 yılında şimdiki konumuna Yongsan bölgesine taşınmış. Kore Ulusal Müzesi’ne eğer özel sergileri gezmeyecekseniz ücretsiz girebiliyorsunuz.

Sadece Güney Kore’nin değil Asya’nın en çok ziyaret edilen müzelerinden biri olan Kore Ulusal Müzesi’nin içerisinde etkileyici bir anıt olan Gyeongcheonsa Pagoda yükseliyor. 13.5 metrelik 10 katlı pagoda mermerden yapılmış.

Müzede görülecekler arasında Güney Kore’de tarih öncesi ve antik dönem kazılarından çıkarılan eserler, eşsiz porselenler, nefes kesici buda heykelleri başta olmak üzere özgün heykeller, duvar boyamaları ve ahşap eserler sayılabilir. Pensive Bodhisattva heykeli ve Danwon’un duvar resimleri görülmeden geçilmeyecek güzellikteki sanat eserleri. Bunlara ek olarak beyaz porselen takımlar oldukça orjinal ve dikkat çekici. Porselene mavi rengi veren kobalt savaş döneminde bitince, porselenler beyaz olarak üretilmiş…

Müzenin salonlarından biri Güney Kore’nin ilk olimpiyat madalyasını kazanan efsane sporcusu Sohn Kee-chung’nin yaşamına ayrılmış. Sohn Kee-chung, 1936 Berlin Olimpiyatlarında maraton dalında rekor kırarak altın madalya kazanmış. Ancak o dönemde Kore, Japonya’nın işgali altında olduğunda sporcu Japonya bayrağı altında yarışıyormuş. Madalya töreni sırasında çalan Japon marşı esnasında Kee-chung başını eğerek bir sessiz direnişte bulunmuş. Bir milli kahraman olarak görülen Sohn Kee-chung, 2012 yılında 90 yaşında hayatını kaybetmiş. Müzede sporcunun 1936 olimpiyatlarında kullandığı malzemeler, kazandığı madalya, kişisel eşyaları ve hayat hikayesine dair detaylı bilgiler bulunuyor. Aslında Sohn Kee-chung’in hayatı Güney Kore’nin yakın dönem tarihini anlamak için önemli. Bunu çok iyi bildikleri için olsa gerek Güney Koreliler kendisine bu müzede büyükçe bir alan ayırmış…

Müzede dünya sanatları galerileri de bulunuyor. 3.katta görülebilen bu kısımda Mısır, Yunan, Roma, Çin, Hint ve diğer Asya ülkelerine ait çeşitli eserler sergileniyor. En alt kısımda yer alan Pasifik/Okyanusya ülkelerine ayrılan Mana Moana galerisiyse ücretli olarak gezilebiliyor. Mona Moana’da daha önce hiç görmediğiniz tarzda heykeller, ahşap oymalar ve resimler bulacaksınız. Vaktiniz varsa bu kısmı da gezmenizi tavsiye ederim.

Son olarak müzede birçok noktada gördüğümüz robotlardan bahsedelim. Galerilerde serbestçe dolaşan bu robotlat belirli konularda uzmanlaşmış. Robotları bilgi almak için kullanabiliyorsunuz. Belki çok çok büyük bir fayda sağlamıyorlar, biraz da göz boyamak için varlar ama insan bu teknoloji karşısında etkilenmeden edemiyor açıkçası. Robotların peşinde de her daim bir çocuk ordusu dolanıyor 🙂 Bu robotların benzerleri çeşitli metro istasyonlarında da görülebilir.
Starfield Coex Mall & Starfield Kütüphanesi
Şu ana kadar şehri ikiye bölen Han Nehri’nin hep kuzey tarafında, Gangbuk’taydık. Artık güneye, Gangnam’a geçme vakti. Güneyde ilk durağımız Starfield Coex Mall. Çok kapsamlı bir alışveriş merkezi olan Starfield’ta alışveriş anlamında bulamayacağınız hiçbir şey yok gibi bir şey. Mağazaların yanı sıra çok zengin bir restorant seçeneğine de sahip. Alt katta yer alan açık market ve yemek büfesi kısmı görülmeye değer. Aç gelirseniz burada yemek yemeyi düşünebilirsiniz. Seul’de farklı yerlerde görebileceğiniz sürpriz makinelerinden burada da var. İçine para ile jeton attığınız makineler size sürpriz hediyeler veriyor. Nedendir bilemedim ama bu makineler oldukça popüler 🙂

Ancak AVM’nin en görülmeye değer kısmı hiç şüphesiz Starfield Kütüphanesi. Eşsiz ve modern tasarımıyla insanı büyüleyen bu kütüphane, açıldığı 2017 yılından bu yana hem kentlilerin hem de turistlerin gözdesi. İki kattan oluşan kütüphane 13 metre yüksekliğindeki raflarında 50000 civarında kitap ve dergi koleksiyonuna sahip. Starfield’ta yürüyen merdivenlerden birkaç kez inip-çıkma isteğine karşı koyamayacaksınız 🙂

Starfield Coex Mall’dan bir de kafe tavsiyesi verelim. Aslında bir zincir olan Billy Angel Cake Company’nin Starfield’ta bulunan şubesi hemen kütüphanenin arkasında yer alıyor. Burada kahve-tatlı keyfi yapabilirsiniz. Orjinal bir ürün olarak towel (havlu) kekler görüntüsüyle iştah kabartıyor. Biz matcha çaylı versiyonunu denedik, açıkçası görüntüsüne kıyasla lezzetini o kadar da beğenmedik.
Bonguensa Tapınağı
Starfield’ın hemen karşısında şehrin en kadim ve önemli tapınaklarından biri yer alıyor: Bonguensa Tapınağı. 794 yılında kurulan bu köklü tapınağın kurulduğundaki adı Gyeonseongsa’ymış. 1498 yılında Joseon Hanedanı döneminde Bonguensa adını alan tapınak her dönem, budizmin Kore’de yayılması ve gelişmesinde en önemli merkezlerden biri olmuş.

Tapınağın içinde 23 metrelik Maitreya Buda Heykeli, tapınak kompleksinin en eski yapısı Panjeon Salonu ve tapınağı süsleyen renkli fenerler görülmeye değer. Gangnam’ın yükselen gökdelenleri arasında yer alan bu ruhani alan ilginç bir tezat oluşturuyor, hissedeceksiniz…

Gangnam
Seul’de son durağımız modern Seul’ün son yıllarda Park Jae-sang’ın “Gangnam Style” şarkısıyla da üne kavuşan semti Gangnam. Burası gökdelenlerin, plazaların, mağazaların yer aldığı modern bir merkez. Samsung’un merkez binasının da bulunduğu Gangnam’da cadde boyu uzanan mağazalarda alışveriş yapabilir, restorant veya kafelerde vakit geçirebilirsiniz. Biz merak edip neredeyse karşı karşıya yer alan bir Apple bir de Samsung mağazasına uğradık. Samsung’un mağazasının çok orjinal ve teknolojik olmasını bekliyorduk ama çok farklı bir şey göremedik. Seul’de bile sanki Apple daha kalabalıktı, belki bize öyle denk gelmiştir…

3 günlük gezinin sonunda Gimpo Havaalanı’na doğru yola koyuluyoruz. Ertesi sabah erkenden Osaka’ya kalkacak uçağa yetişme derdimiz olmaması için havaalanına yakın bir otelde konaklayacağız. Seul gibi bir metropolü 3 günde her şeyiyle gezmek elbette mümkün değil. Daha yapılabilecek çok şey olduğunu biliyoruz ama gözümüz arkada kalmadı, yapabileceğimizin en iyisini yaptık sanki. Her şeyin ötesinde Seul’ü, Güney Kore’yi ve Korelileri çok sevdik…
Gezi Tarihi: Ağustos 2025
Kitap Önerisi: Vejetaryan – Han Kang



























































































Son yorumlar